Dr. Fehmi: Batı, Toplumun Yapı Taşı Olan Aile ve Kadını Hedef Alıyor

Dr. Talat Fehmi, “Kadın, toplumun yapı taşı olan ailenin omurgası olduğundan ve milletlerin geleceğini inşa etmedeki büyük rolünden ötürü Batı’nın hücumundan nasibini aldı. Batı kültürü pek çok Müslüman kadının hayatında inkâr edilemez etkiler bıraktı.” dedi.

Bugün gerçekleştirilen oturumda söz alan Dr. Talat Fehmi “Batı Kültürünün Etkisi Altında Kadınların Yaşadığı Sorunlar” üzerine bir konuşma yaptı.

Batı kültürünün Müslümanların hayatlarına ve evlerine kadar sızdığını belirten Dr. Talat Fehmi “Onların kalelerini işitsel, görsel, yazılı ve sosyal medya, sanal dünyalar, eğitim müfredatları, Batı’yı kıblesi ile rotası olarak görmeye başlayan siyasi, kültürel, sanatsal ve sosyal semboller aracılığıyla içeriden tehdit etti.” dedi.

Dr. Fehmi “Kadın, toplumun yapı taşı olan ailenin omurgası olduğundan ve milletlerin geleceğini inşa etmedeki büyük rolünden ötürü Batı’nın hücumundan nasibini aldı. Batı kültürü pek çok Müslüman kadının hayatında inkâr edilemez etkiler bıraktı.” ifadelerini kullandı.

“Temel ahlaki değerleri kadının özgürlüğü önünde engel olarak gördüler”

Batı hücumunun etkilerinin bunlarla sınırlı olmadığını belirten Dr. Fehmi, söz konusu saldırılardan bazılarını şöyle sıraladı:

“Halifelik görevinin yerine getirilmesi, emanetin taşınması ve yeryüzünün hak üzerine yeniden inşa edilmesi için kadın ve erkek arasındaki rollerin birleşmesi ve ayrılması konusunda İslam’ın Müslüman toplumda kurmaya çalıştığı ana kavramlar bozulmaya çalışıldı. Kadının mağduriyeti sloganını kullanan feministler, kadın ve erkek arasında düşmanlığı körükledi ve kadınların erkeklerden ve ailesinden tamamen kurtulması için sözde güçlenmesi gerektiğini savundu. Dinin ve temel ahlaki değerlerin, kadının özgürlüğü ve haklarının önünde bir engel olduğunu iddia eden feministler, bu nedenle kadınların din ve ahlaki değerlerle mücadele etmeleri gerektiğini öne sürdüler. Kadını onurlandırmak, yüceltmek ve onu hayatın zorluklarından kurtarmak amacıyla erkeğin kadına karşı sorumluluklarını ve velayetini (koruyuculuğunu) kötülediler. Kocayı kısıtlayan ve çocuklarını iyi yetiştirme konusunda ebeveyn olarak sorumluluğunu yerine getirmesini engelleyen uluslararası sözleşme ve yasalar çıkardılar. Aile içinde erkeğin velayetini ortadan kaldıran bu uluslararası sözleşme ve kanunların uygulanması sonucu ortaya yasal bozulmalar çıktı. Bu bozulma, kadının eş ve annelik görevini bırakmasına sebep oldu ve kadını şiddetten koruma adı altında kocasını şikâyet etme ve ona isyan etme hakkı verdi. Kadını modaya yönlendirdiler ve mütevazı giyimden vazgeçirerek toplumda hayânın azalmasına neden oldular.

“Müslüman kadınlar Batı kültürünün etkisi altında kaldı”

Müslüman kadınların Batı kültürünün etkisi altında kaldığını belirten Dr. Fehmi, bunun bazı nedenlerini ise şu şekilde belirtti:

“İslam’ı hayatın tüm yönlerini düzenleyen bir din olarak doğru bir şekilde anlamamak. Kadının hayattaki asıl rolünü doğru bir şekilde anlamaktan mahrum olması. İslamofobi gölgesinde İslami kimliği ve aidiyeti güçlendiren toplumsal eğitim mekânlarının eksikliği. Bazı toplumlarda ve ailelerde erkeğin baba, kardeş ve eş olarak bilinçli ve etkili bir rolünün olmayışı. Birçok evde kadınların şefkat, merhamet ve sevgi ruhundan yoksun olması. Aile ilişkileri konusunda Hanif İslam öğretisinden uzak, çarpık modellerin medya aracılığıyla öne çıkarılması. Bazı durumlarda, kadınlarla ilişkilerde İslami öğretilerle ilgisi olmayan örf ve geleneklerin hâkim olması. Sanal dünya aracılığıyla bilinçsiz bir şekilde sosyal medya kullanımının artması.”

“İslam’da kadının yeri”

“Allah, kadına büyük bir önem vermiştir. Tarih, İslam gibi kadına bu derece önem veren bir din veya şeriat görmemiştir.” diyen Dr. Fehmi, “Cenab-ı Hak, kadının saygınlık ve itibarını korumuş, onu yüceltmiş, onurlandırmış ve ona büyük bir ilgi göstermiş ve şeref nazarıyla ona bakmıştır. Yüce Allah şöyle buyurmuştur: ‘Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan ve ondan da eşini yaratan, ikisinden birçok erkek ve kadın üretip yayan rabbinize itaatsizlikten sakının. Adını anarak birbirinizden dilek ve istekte bulunduğunuz Allah’a saygısızlıktan ve akrabalık haklarına riayetsizlikten de sakının. Şüphesiz Allah sizin üzerinizde gözetleyicidir.’ (Nisa 1) İslam’da kadın, erkeğin annesi, kız kardeşi, kızı, halası, teyzesi, ninesi ve karısıdır, erkeğin hayat sorumluluklarını üstlenmede partneridir. Allah, erkekle birlikte onu da yeryüzünde halifelik görevini yerine getirmekle, çocuklarını doğru bir şekilde eğitme ve yetiştirme ile vazifelendirmiştir. Cahiliye döneminde (İslam öncesinde) en önemli hakkı olan yaşama hakkını kaybetmek gibi sıkıntılar çekmesinin ardından, Yüce Allah onu saygınlık ve şeref bakımından erkeklerle aynı seviyeye getirdi. Allah Teâlâ şöyle buyurdu: ‘Müslüman erkekler, Müslüman kadınlar; mümin erkekler, mümin kadınlar; ibadet ve itaat eden erkekler, ibadet ve itaat eden kadınlar; özü sözü doğru erkekler, özü sözü doğru kadınlar; sabreden erkekler, sabreden kadınlar; gönlünü ibadete vermiş erkekler, gönlünü ibadete vermiş kadınlar; (Allah için) yardım yapan erkekler, yardım yapan kadınlar; oruç tutan erkekler, oruç tutan kadınlar; iffetlerini koruyan erkekler, iffetlerini koruyan kadınlar; Allah’ı çokça anan erkekler, çokça anan kadınlar; işte bunlar için Allah büyük bir ödül hazırlamıştır.” dedi.

“İslam, kadına bir anne olarak hürmet göstermiştir”

“İslam, kadına bir anne olarak hürmet göstermiştir. Allah’ın mahlûkatı arasından ikram, tazim ve iyi davranılmaya en hak sahibi olanın Resulullah’tan sonra annesi olduğunu, cennetin annelerin ayakları altında olduğunu evlada öğretmiştir.” diyen Dr. Fehmi, “Ebu Hureyre’den (Allah ondan razı olsun) rivayetle ‘Bir adam Resulullah’a (sav) geldi ve dedi ki: Ey Allah’ın Resulü, kendisine iyi davranmama en lâyık olan insan kimdir? Resulullah ‘Annen!’ buyurdu. Adam ‘Ondan sonra kimdir?’ diye sordu. ‘Annen!’ buyurdu. Adam tekrar ‘Ondan sonra kim?’ diye sordu. ‘Annen!’ buyurdu. Adam ‘Ondan sonra kimdir?’ diye sordu. Resûl-i Ekrem (Sallallahu Aleyhi Vesellem) ‘Baban!’ cevabını verdi. Peygamber (Sallallahu Aleyhi Vesellem), kadınlara kötü davranmayı yasaklamış, onlara güzellikle ve merhametle davranmayı öğütlemiştir. Veda Haccı’nda şöyle buyurmuştur ‘Kadınların haklarına riâyet ediniz! Siz kadınları, Allah emaneti olarak aldınız; onların namuslarını ve iffetlerini Allah adına söz vererek helâl edindiniz. Ey insanlar! Sözümü dinleyin’ (Tirmizi) Peygamberimizin kadınlara karşı nazik davranışları, o dönemde Araplar ve diğer toplumlarda pek görülmemiş bir yaklaşımı temsil ediyordu. Kadınlara sevgi ve mutluluk getiriyor, onlara değer veriyor, sevildiklerini ve arzulandıklarını hissettiriyordu. Resulullah, onların hislerini, psikolojik ve duygusal ihtiyaçlarını dikkate alarak onlara hizmet etti, onlara yardım etti, onlara cana yakın oldu, onları eğlendirdi. Bu, tahakküm, baskı ve öfkenin koruyuculuğu değil, merhametin, iyiliğin, hayrın, sevginin ve muhabbetin koruyuculuğudur. Onun bir kadını dövmesi, hakaret etmesi veya kötü davranması söz konusu bile olmadı.” ifadelerini kullandı.

“Yeni bir Hılfu’l-Fudul’a ihtiyaç var”

“Batılıların politikaları nedeniyle dünyayı yok olma ve yıkımla tehdit eden adımlara yönelik tutumu tartışmak ve değerlendirmek üzere insanlığın istikbali adına gayret gösterenleri bir araya getirecek yeni bir Hılfu’l-fudul’ ihtiyaç var.” diyen Dr. Fehmi, çözüm için şu önerileri sıraladı:

Aileyi, değerleri ve ahlakı yok eden küresel dalgayla mücadele etmek amacıyla özelde İslam dünyası, genelde ise tüm dünya düzeyinde paydaşlarla iletişim köprüleri kurmak. İslam’da kadının statüsünü, aile bireylerinin her birinin hakları ve görevleri arasındaki dengeye ilişkin hükümleri ebeveynlere ve toplumun tüm kurumlarına tanıtmak için dersler, konferanslar ve seminerler düzenlemek. Eğitim ve ders programlarını kız, kardeş, anne ve eş olarak erkeklerin kadınlarla ve (koca, baba, kardeş ve oğul olarak) kadınların erkeklerle ilişkilerine ilişkin fıkhı içerecek şekilde düzenlemek. Evliliğe adım atacak genç erkek ve genç kızlara evlilik hayatı ve evliliğin başarısını sağlayacak unsurlar konusunda eğitim ve öğretim kursları düzenlemek. Evler/evlilikler kurulduktan sonra, bu evlerde psikolojik ve pedagojik destek sunmak ve karşılaşılan sorunların çözümüne katkı sağlamak. Farklı yaş düzeylerindeki çocukların yetiştirilmesine yönelik eğitim ve öğretim kursları düzenlenmek. Ateizm, pornografi, eşcinsellik dalgalarına, aileyi ve toplumu yok etme girişimlerine karşı mücadele eden toplumsal çabalara destek vermek. Aileyi yıkan, dini ve ahlakı yok eden uluslararası anlaşmalardan çekilmeyi talep etmek. ‘İzzet sahibi Rabbin, onların isnat etmekte oldukları vasıflardan yücedir, münezzehtir. Peygamberlere selâm olsun. Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamd olsun’ (Saffat 180-181)”

Check Also

Ramazan orucunun niyeti nasıl olmalıdır, sahur niyetin yerine geçer mi?

Fetva Kurulu “Ramazan orucunun niyeti nasıl olmalıdır, sahur niyetin yerine geçer mi?” sorusuna yanıt verdi. …